Sabah Okula, Akşam Toprağa
Bir anne sabah çocuğunu okula gönderiyor. Belki kahvaltısını bitirmedi diye kızıyor, belki arkasından “Yeleğini al!” diye sesleniyor.. Akşama okuldan gelirken ödevlerini unutmamasını telkin ediyor, akşama ne yemek istediğini soruyor. Çocuğun odası dağınık, pijamaları belki de yerde, yatağı düzeltilmemiş.. Akşam ise okula giden çocuğu, eve dönemiyor. Çantası geliyor, üzerinden çıkarılmış okul formaları evine ‘kanlı’ geri geliyor!
Tarif etmekte bile zorlandığım bu acıyı anlamaya çalışmak için -anne- olmanıza gerek yok! İnsanlığınıza sesleniyorum empatisini yapın: Sabah uğurladığınız çocuğunuzun okulunda katledildiği için akşam evine dönmediğini, odasının, kıyafetlerinin, sevdiği bardağın yerli yerinde durduğunu ama onun artık olmadığını, öpe koklaya sevgiyle büyüttüğünüz körpecik bedenini toprağa ellerinizle koymak zorunda olduğunuzu!.. Bir an olsun durup, o annenin evinin camında bir daha asla gelmeyeceğini bile bile beklediği çocuğunu düşünmek, evladı kokan yastığına sığındığını hayal etmek için orada olmanıza, hatta -anne- olmanıza gerek yok. İnsan olun yeter!!!
Biz yine aynı cümleleri kuruyoruz: “Çok üzüldük.” “Aklımız almıyor.” “Sebebi araştırılıyor.”
Ne desem muhtemel hala toplumumuz içerisindeki katil adayı diğer çocuklar bu acıyı hissedebilir?!
Çocukların çocukları öldürdüğü bir yerde, yetişkinlerin sorumluluğu taziye mesajıyla bitmez. Her olayın nedeni araştırılmalıdır. “Sebebini anlayamadık” cümlesi, sorulması gereken soruların üzerini örtemez. Kim neyi biliyordu? Kime ne anlatıldı? Hangi tehdit küçümsendi? Hangi şikayet ertelendi? Hangi yetişkin uğraşmak istemediği için başını çevirdi? Çocuk okula giderken korkmalı mı? Veliler olarak herşeyden haberi olan çocuklarımızı biz ne diyerek sakinleştirmeli, okuldan korkmaması gerektiğini söylemeliyiz?..
Ebeveynler düğmeye basmalı öncelikle en acilinden.. Çocuğunuz kimlerle konuşuyor, hangi gruplarda bulunuyor, neye gülüyor, kimin acısını eğlence sayıyor, birinin ona -hayır- demesi hakkında ne düşünüyor, kendi ne kadar -hayır- diyebiliyor. Gerçekten hepsine doğru cevap verebilecek ebeveyn sayımız nedir? Yoksa evde sessizce oturduğu için her şeyin yolunda olduğunu mu sanıyorsunuz? Kapısı kapalı odada saatler geçiren çocuğunuzun yalnızca nerede olduğunu biliyorsunuz, içinde bulunduğu dünyayı bilmiyor olabilirsiniz. Bunu öğrenmek, onunla konuşmak, gerektiğinde sınır koymak sizin göreviniz. “Benim çocuğum yapmaz” demekle çocuğunuzu tanımış olmuyorsunuz..
Öğretmeni uyardığında öğretmene saldırıyorsan, zorbalık yaptığı söylendiğinde mağdur çocuğu suçluyorsan, tehdidini “Sinirle söylemiştir” diye siliyorsan durup kendinize bakacaksınız. Çocuğunu çok sevmeniz, verdiği zararı savunmanızı haklı çıkarmaz. Bu sebeple ebeveyn sorumluluğu ile okullarda yaşanan vahim olaylar sonucu ebeveynler de tutuklanıp, ceza alıyor. Almalılar da.. Çayıra saldıklarınızı görünen o ki salt Mevla kayırmıyor!..
Neyi anlamadınız hala yahu sizin yeterince sahip çıkamadıklarınız, fark etmedikleriniz başka ocakları söndürüyor.. Okul katliamları sonrası yapılan sosyal medya paylaşımlarınız acılı aileye hiç bir katkı sağlamıyor, belki de planlanmış olası katliamı engellemiyor. Gerçek toplum bilinci oluşturup reşit dahi olmayan katil adaylarını katliam planı öncesi öngörebilmeli, ilişik aksiyonları önlem olarak ACİLEN alabilmeliyiz.
Çocuğun mahremiyeti elbette vardır. Ama bu mahremiyet, reşit olmayan bir çocuğu telefonuyla, bilgisayarıyla ve internette karşılaşacağı her şeyle baş başa bırakmanın bahanesi olamaz. Çocuğunun telefonu, tableti veya bilgisayarı onun özel hayatıymış kisvesiyle hiç eline almayan ebeveynler tanıyorum ben. Hala mı korkmadınız siz?!
Çocuğun telefonunun içinde kim var, kim yada kimlerle konuşuyor, internette ne yapıyor, arama motorunda neler araştırıyor, hangi gruplarda geziniyor, kimden tehdit alıyor / kimleri tehdit ediyor, neyi alkışlıyor, anormal neleri normalleştiriyor.. Tek tek mercek altına almalısınız: Telegram gruplarını, kapalı sohbetlerini, chat içeren oyunlarını, yorumlarda şiddeti öven dilini, tehditi eğlenceye çevirmelerini, nefretten beslenen söylemlerini, bağımlı boyutunda onu en çok neyin oyaladığını, merakını en çok neyin cezbettiğini, görev içeren uygulamalarını, dışlanmışlıklarını, komplekslerinin dışa vurumlarını, cinayetin ardından öldüren kişiye yakışıklı diye hayranlık gösterenleri, katıldıkları canlı yayınları ve dahasını iğneden ipliğe..
Ebeveyn olarak bunlarla ilgilenmek zorundayız. Yaşına uygun sınırlar koymak, kullanımlarını takip etmek, tehlike işaretlerine müdahale etmek bizim sorumluluğumuz. Özel hayatı diyerek bu sorumluluktan sıyrılamayız. Çocuğunuzun güvenliğiyle ilgili sorular sormaktan çekindiğimiz bir dönemin tam içindeyken, onu kontrolsüz bir dünyanın içine bırakıyorsanız, bunun adı özgürlük tanımak değil; ebeveynlik görevini başkasına, hatta kim olduğunu bile bilmediğiniz anlaşılan o ki -kötü niyetli- insanlara devretmektir. Burada amaç çocuğa güvensizlik verip, aranızdaki güven zeminini tarumar etmek değil, onu taciz etmek değil, sebepleriyle anlatarak tehlikede olup olmadığıyla gerçekten ilgilenmektir. “Bilmiyordum” demeden önce, öğrenmek için ne yaptığınızı kendimize sormalıyız zira güven kontrole tabidir. Ebeveyn oturumları kullanmanızı önerebilirim bir anne olarak mesala çocuğunuzun yaşına göre türlü sınırlandırmalar müteakinen kullanım onayları, süre takibi gibi anlık görülüp, takip edilebilir avantajlar sağlıyor.
Unutmayın: Sizin belki de yarım saat ayırmadığınız, periyodik yapmadığınız bu işlemlerin öbür tarafında, evladının mezarından eve dönmek zorunda kalan bir aile var.. O çocukların da ailelerinin de hayalleri vardı. Büyüdüğünde olmak istedikleri, görmek istediği şehirler, yaşayacakları, söylemek istediği sözler vardı..
Artık yalnızca üzgün olmamalıyız..
Koynumuzda büyüttüğümüz yavrularımızı korumak için önce biz harekete geçmek zorundayız. Bırakın en fazla trip atsınlar ama hayatta olsunlar! Katil yahut maktul olmasınlar!
Yalnız odasının kapısını değil; çocuğunuzun iç dünyasının kapısını açın!!! Konuşun, konuşmaya teşvik edin..
Okul yönetimi, güvenlik önlemleri, devlet tedbirleri ile vakit kaybetmeyelim; başka bir evladımızın naaşı formalarıyla ailesine teslim edilmesin.