Okul Kapısındaki Gerçek: Eksik Sorumluluklar
Şanlıurfa’da, Kahramanmaraş’ta peş peşe ülkenin gündemine bomba gibi düşen okullarımızdaki vahşet haberleri üzerine; realist çerçevede uzun uzadıya konuşulması, yeni aksiyon planları ve beraberinde önlemlerin -devlet, toplum, okul, aile- zinciri ile yapılması gerektiği kanaatindeyim. Zira son dönemde okullardan gelen haberler artık “münferit” değil; aksine “sistematik” bir ihmal zincirinin sonucu gibi duruyor.
Her olaydan sonra aynı refleks: Bir süre konuşuyoruz, sosyal medyada türlü duyarlı paylaşımlar yapıyoruz, üzülüyoruz, bilir kişiler çıkıp tespitler sunuyor, birkaç gün sonra unutuyoruz. Ta ki bir sonraki olay yaşanana kadar…
Ama bu kez sormak gerekiyor: Biz çocuklar üzerinde gerçekten neyi kaçırıyoruz?!
Önce en yakın halkadan başlayalım. Ebeveynler… Bu noktada belirtmek isterim ki ben de bir anneyim. Birçok ebeveyn için; çocuklarını okula göndermekle, evladının barınma / yemek gibi asli ihtiyaçlarını karşılamakla, istediğini satın almakla sorumluluğunu tamamladığını düşünen bir anlayış giderek yaygınlaşıyor. Oysa çocuk, sadece akademik bilgiyle değil; davranış, duygu ve çevre etkisiyle şekillenir. Evde ilgisiz bırakılan, -sakin sessiz dursun aman uğraşılmasın- diye telefon/tablet/bilgisayar ile dijital dünyada kontrolsüz büyüyen bir çocuğun iç dünyasını, büyürken doğru olarak kabullendiklerini, neye maruz kaldığını ya da neye dönüştüğünü görmezden gelmek riski kontrolsüzce büyütmektir. Çocuğun iç dünyası, arkadaş çevresi (varsa ki genelde gerçekten sorunlu çocuklar yalnız olarak adlediliyor) özellikle dijital alışkanlıkları, psikolojik durumu takip edilmeden “okulda ne olursa olsun” demek, sorumluluğu başkasına devretmekten başka bir şey değil gerçekçi olalım.
Asıl yüzleşmemiz gereken yer tam da burası: Bazı ebeveynler artık çocuk yetiştirmiyor, sadece onların büyümesine seyirci kalıyor. Sorumluluğu ebeveynler birbirine -anneyse babaya, babaysa anneye-, okula, öğretmene, devlete, gelişen teknolojik çağa yıkarak kendi vicdanını rahatlatan bir anlayış hâkim. Çocuğun eline verilen telefon, tablet, bilgisayar menfumları bir “oyalayıcı” değil, çoğu zaman kontrolsüz bir karakter inşa ediciye dönüşmüş durumda… Çocuğunun ne izlediğini bilmeyen ne oynadığını takip etmeyen, arkadaş çevresinden habersiz olan bir ebeveyn; aslında çocuğunu kaderine terk ediyordur. Sonra bir gün okuldan gelen kötü bir haberle “Nasıl oldu?” diye soruluyor. Oysa cevap basit: Gün gün, adım adım, ihmal ihmal oldu. Çocuklar bir anda değişmez; ilgisizlikle, denetimsizlikle ve umursamazlıkla yavaş yavaş kaybedilir. Örneğin poligona o yaşta çocuğu götürürsen, evde beş adet silahın, şarjörlerin var ve ev ahalisinin erişimine izin verirsen o da zihninde gerçekten birilerini vurmanın nasıl bir his olduğunu kurgular, uygulama fırsatının doğacağı günü hayal eder.
Daha acısı, bu ihmallerin sonuçlarını biz toplum olarak daha önce de görmüş olmamız... Okulda hayatını kaybeden öğretmenlerimiz de maalesef çok oldu. Unuttunuz mu yoksa?.. Geldiğimiz noktada eğitim yuvası dediğimiz yerlerde öğrencilerin, eğitimcilerin dahi can güvenliği tartışılır hale geldi. Buna rağmen hala köklü, önleyici bir sistem kurabilmiş değiliz.
Camdan atlayan çocukları, sürünerek yaralı sınıfa kaçan evlatları, okulun girişinin kandan can pazarına dönmüş halini, evlatlarının okulu önünde baygınlık geçiren velileri, teslim alınan yavruların cenazelerini görüp de yüreği acımayan insan var mıdır? Kanıt olarak bulunduğu iddia edilen şiddet içerikli yazışmalar, telegram grupları, oyun portalları, her ne olursa olsun bizim ebeveynler olarak zihinlerimizde zemini doğru inşa etmemiz gerek. Lütfen ilk adımı bizler atalım ebeveynler zira konu -yetkili- ve -adalet- cümleleriyle beraber yer alınca anlatım bozukluğu yaşanıyor.
Eğri oturup doğru konuşalım: Hiçbir oyun; tek başına bir çocuğu alıp okulda katliam yapacak noktaya getiremez! Bu kadar ağır ve geri dönüşü olmayan bir davranış; tek bir etkene değil, uzun süreli ihmalin, yanlış yönlendirmelerin ve çoğu zaman göz göre göre büyüyen sorunların sonucudur. Oyunlar bir etkendir, evet. Şiddeti normalleştirebilir, duyarsızlaştırabilir, hatta bazı çocuklarda agresif eğilimleri tetikleyebilir. Ama bu, zaten çocukta zemin hazırsa olur. Sağlıklı bir aile ortamında büyüyen, duygusal davranışsal sosyal olarak takip edilen, sınırları net çizilmiş bir çocuk için bir oyun, gerçeklikle bağını koparacak bir güç değildir. Orada devreye giren şey; ebeveynin doğru rehberliği, sınır koyma becerisi ve çocuğun iç dünyasını tanıma çabası, gözlem yeteneğidir. “Benim çocuğum yapmaz” bilincini söküp atalım her birimiz içimizden ve toplum bilinci sağlayalım. “Erkek çocuğu işte silah merakı var” demeyelim, cinsiyetçi savunmaları bir kenara bırakalım ve gözümüzü dört açalım. Hiçbir ebeveynin evladının böyle cani olmasına göz yumacağına inanmak istemiyorum. Anne babaların özellikle zamane çocukları üzerindeki bilinçsizliklerinin, sorumsuzluklarının, umursamazlıklarının sonucunu görmesi için daha ne olması gerek sorusunu kendinize sorun.
Mesele sadece fiziksel güvenlik de değil. Dijital dünya, çocukların zihinsel güvenliğini çoktan tehdit ediyordu. Mavi Balina ve intiharları da unuttunuz mu yoksa? Pokemon peşinde sokaklara dökülenleri? Şiddeti normalleştiren, -görev- adı altında agresif davranışları teşvik eden oyunlar; çocukların algısını sessizce şekillendiriyor. Ebeveyn kontrolü olmadan geçirilen saatler, bir süre sonra gerçek hayattaki davranışlara dönüşüyor. Bugün okulda yaşanan birçok olayın arka planında, bu kontrolsüz dijital etkiyi görmezden gelmemeliyiz. Ebeveynler sosyal medyada mutlu aile pozları çizerken, pasta üflerken gerçekten içerde birey birey aile fertlerinin nasıl olduklarıyla ilgilenmesi gereken bir dönemdeyiz zira mutlu aile resminin ardında ülkede koca bir vahşet bıraktı bahse konu aile…
Uyanın anneler, uyanın babalar! Dünyaya siz getirdiniz evlatlarınızı, önce siz bilincin en üst çemberisiniz. Her şeyi evvela okuldan, öğretmenden, devletten beklemeyin.
Uyanın öğretmenler, uyanın rehberlik! Sınav notları, okul devamsızlıkları dışında çocuklar üzerinde davranışsal gözünüzü dört açmanız gereken bir kuşakla karşı karşıyasınız…
Uyanın Sayın Emniyet Teşkilatı! Radar cezaları için gösterdiğiniz yüksek hassasiyeti -vahim bir olay olmadan- çocukların can güvenliği için okullarda da gösterin.
Sonuç açık: Sorun tek başına ebeveynin, okulun/öğretmenin ya da devletin değil. Bu bir zincir ve zincirin her halkası ivedi sorumluluk almalı…
Her yeni olaydan sonra aynı cümleyi kurmaya devam etmeyelim: “*Keşke daha önce önlem alınsaydı!!!” *