Dağlardan Limanlara: Uyuşturucu Ekonomisinin Jeopolitiği
Dünya ekonomisinin görünmeyen bilançosunda, kara para kalemleri bazen bazı küçük ülkelerin milli gelirini aşar. Uyuşturucu ticareti; devletleri zorlayan, sınırları anlamsızlaştıran ve yeraltı dünyasını adeta çok uluslu şirketler gibi örgütleyen bir endüstri.. Uyuşturucu ticareti artık “uzak ülkelerin sorunu” değil; aksine aşikar ki çok uluslu yeraltı ekonomisi..
Hadi biraz globaldeki uyuşturucu ağ serüvenini deşelim..
Koko bitkisinin üretimi And Dağları’nda başlıyor; bahse konu bu sıra dağlar yaklaşık 7000 km uzunluğunda ve toplam 7 ülkeye yayılmış kıtasal dağ hattına sahip (Venezuela, Kolombiya, Ekvator, Peru, Bolivya, Şili, Arjantin). Bu bitkinin yetişmesi için coğrafik ve biyolojik koşulların tamamına sahip, biçilmiş kaftan And Dağları..
Yetişmiş koko bitkisi için laboratuvar düzeyinde profesyonel işleme elbette konunun ana vatanı, üretim üssü Kolombiya’da yapılıyor. Kolombiya’yı Meksika, Peru Ve Bolivya takip ediyor. Özellikle son yıllarda haber kaynaklarından da takip edebileceğiniz üzere kokain yerine metamfetamin ve fentanil gibi sentetik maddeler öne çıktı. Çünkü bunlar için geniş tarım alanı gerekmiyor, coğrafi avantaja ihtiyaç duymuyor; kimyasal öncüllerle laboratuvar ortamında üretilebiliyorlar. Bu konuda ise Dünya’da lider Meksika.. Meksika’yı aynı coğrafyayı paylaştığı diğer ülkelerden konu uyuşturucu olunca öne açık ara farkla çıkartan done ise tarihte kartel hikayeleri olarak da karşımıza çıkan /ultra gelişmiş dağıtım ağı-..
1970’ler ve 80’lerde Kolombiyalı Medellin Karteli lideri Pablo Escobar ile kokaini küresel bir markaya dönüştürdü. İkonik karaktere de zamanla dönüşen Escobar’ın “Plata o Plomo” (Gümüş mü, kurşun mu?) politikası, rüşvet ile terörü aynı stratejide birleştiriyordu. Devletle savaşan bir suç örgütü değil; devleti satın almaya çalışan bir yapıydı. Escobar elbet düştü. Ama sistem ayakta kaldı. Onun ardından Cali Karteli geldi ve daha sessiz, daha kurumsal, daha finans odaklı bir yapı inşa etti. Şiddet manşetlerden çekildi; kara para aklama ise daha sofistike hale geldi.
Bugün de yine kokainin ve sentetik uyuşturucuların küresel dağıtımında en kritik ülke hepimizin bildiği üzere Meksika.. Sinaloa Karteli ve uzun yıllar liderliğini yapan Joaquin "El Chapo" Guzman, kartellerin artık birer -lojistik şirket- gibi çalıştığını gösterdi. Tüneller, denizaltı benzeri teknik araçlar, kripto para transferleri.. Bu iş kolu zamanla sistematik olarak artık sokak çetesi işi değil; küresel bir tedarik zinciri formatına evrildi. Öyle ki Juarez Karteli ve lideri Amado Carrillo Fuentes, hava taşımacılığını sistematik kullanarak “Gökyüzünün Efendisi” lakabını aldı. Karteller inovasyonu da göreceğiniz üzere seviyorlar; çünkü yakalanmamak, sürekli yöntem değiştirmeyi gerektiriyor. Özetle uyuşturucu ticareti patron şirketi formatları, şiddet/korku figürü kullanımından, zamanla kurumsal bir yapıya geçiş sağlıyor.. Kartelleri romantize eden türlü dizi ve yapımları çoğunluk olarak izledik. Halkın bu izlemler üzerinden zehir içeren örüntüye sempatisi dahi oluştuğu aşikar..
Sivri ve popüler Meksika’nn yanı sıra sessiz, derinden Afganistan; eroin üretiminde uzun yıllar başı çekip, küresel arzın büyük bölümünü sağladı. Ürün, İran ve Pakistan üzerinden Balkan hattına; oradan Avrupa’ya ulaştı. Bu hat, literatürde “Balkan Rotası” olarak bilinmekle beraber, Balkan Rotası’nın en kritik geçiş noktalarından biri Avrupa-Asya geçiş hattı olarak Türkiye..
Sınırlar hukuken vardır doğru ama konteyner taşımacılığı, kripto para transferleri ve çok katmanlı lojistik ağlar için sınırlar çoğu zaman yalnızca harita çizgisidir.. Kendi yol ve yöntemleriyle ünlenmiş uyuşturucu ağı hep değişti, kendince elbet gelişti..
Pablo Escobar öldüğünde dünya rahatladığını sandı. Medellín Karteli dağıldığında sistem çöktü zannedildi. Oysa uyuşturucu ticareti hiçbir zaman kişilere bağlı olmadı. İsimler değişti, rotalar değişti, moleküller değişti ama işleyiş aynı kaldı. Bugün Türkiye, sadece bir “geçiş ülkesi” olarak tanımlanamayacak kadar stratejik bir noktada duruyor. Bu durum hem ciddi bir güvenlik yükü hem de küresel suç ağlarının dikkatini çeken bir cazibe alanı yaratıyor.
Sorulması gereken soru şu:
Bu savaş gerçekten uyuşturucuya karşı mı, yoksa arz zincirinin bir ayağına karşı mı? Çünkü her yakalamadan sonra yeni bir rota açılıyor. Her çökertilen yapıdan sonra başka bir yapı doğuyor..
Türkiye’nin önündeki asıl mesele, yalnızca güvenlik operasyonları değil; finansal şeffaflık, liman denetimi, kimyasal prekürsör kontrolü ve kara para akışının önlenmesi gibi yapısal başlıklar.. Çünkü bu mesele sadece suç değil; ekonomi, diplomasi ve jeopolitik bir denklem.
Ve belki de en çarpıcı gerçek şu:
Uyuşturucu dünyasında hiçbir ülke tamamen “uzakta” olamıyor. Sadece zincirin farklı halkalarında yer alıyor.
Türkiye’nin hangi halkada duracağı ise, önümüzdeki yılların en kritik sorularından biri olacak..
Temiz Türkiye temmenilerimle..